şiirimsi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiirimsi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

kaza süsü


sevgilim,
pijamalı burjuvazinin bıyık ölümü gerçekleşti cebren
işbu halde sen,
gazete manşetlerinde bile bana muhakkak kaza süsü vermelisin
ki iki saksıya ekili 'bir' tavşan, kuyruğundan mor çiçek açarsa bu bahar
üzülmemelisin devlete rağmen
ilelebet var olacak duvarlar, ben değilsem de güzel kadınlar, sokaklar ve Denizler
bilmelisin;
annelere kızları mütemadiyen kenar oyası el emeği, göz nuru tığ işi memleketindesin
feilla alengirli mezuniyetlerde bile olsa taammüden kızlıktan istifa etmeyi de bilmelisin
ve gene sen, bir şey yapmalısın, gene bana; Nietzsche'nin bıyığı aşkına
ve gene bana, muhakkak kaza süsü vermeli başöğretmen tebeşir elinde o esna

Janset Karavin
18 martcumaikibinonbir
Kumbaracı

Franssızım Franssızsın Franssız

.uzun kulaklı tilkileri seversen 
.caddede hep kaldırım ararsın ki
.unutulmuş olabilir basbayağı kapı numaraları 
.belki aritmetik keşfedilmemiştir
.belki doğmamıştır henüz Kolomb 
.meteoroloji yerine aspirine inanırsan yağmaz
.saçak altında durulmaz hem Franssızca öpüşmeden 
.hem Franssız olunmaz Franslı doğulur


.istediğine sor; hepimiz Franssızız
.bir Franssız dünyaya bedeldir
.Franssızım güvercinim tedirginim
.bizi vuruyorlar bu sokaklarda daha öpüşemeden
.adalet diyorlar sonra, mülkün temelidir
.onlara aldırma, onlar hayat alkol ve seksten ibaret değil sanıyor
.her Franssız arsız doğar ve sokakta öpüşür
.sanat için soyunursan, ayak parmaklarını yalar
.şarap içip sevişirsen, ilk nefesten evvel diz çöküp özür diler
.hayat senin dudaklarında başlar ve bitmez der
.her Franssız bunu bilir dokuz kusurlu emirden biridir
.seviş! yaratan rabbinin adıyla seviş!
.işte bu ahval ve şerait altında dahi
.Franssızca bakarsan eğer dudaklarıma
.Franssızca uçurtmalar katlar asarım boynuma
.Franssızca dokunmayacaksan bana, hiç dokunma!

Bir Franssız
20 şubat ~ Dip

telaşlı sevişmeler asfaltı

telaşlı sevişmeler asfaltına diktiği incir ağacının soytarı gölgesi

tuhaf bakışlı saydam bir sabah penceresidir; sizin sokağa bakar
kesik başı kucağında pas renkli gözlerini oyar, cebine koyar

gövdesiz saat tikleri takları uğultusundayken kulakları 
ışık tellerinden bir nağmede büzüşür dudak uçları 

ve tırtıl kıvrımlı gökkafesini ıslak burnuyla koklar


ciltsiz kitaptır ve omurgasız deniz kuşları artık; uçarı
ekim tozlarını bekler biri gri iki şehir arası 
çünkü
böcek balı toplayıp inenleri beklemeyi ihmal etmez onlar
üçüncü sayfada inecek var!

Janset Karavin
14 Ocak Cuma ~ Kumbaracı

theodor bir siktir git

sıfır

gözkapaklarına kapaklandım kirpiklerine takılıp
fonetik fermuarı sıkışmış yardım ister diye hevesliyim ben
deplasmana çıkarken beni de götür elin değmişken
anahaber bültenindeki üç ölü bir yaralıyım Theodor!
anlıyor musun anlamıyorsun anlıyorum ki şimdi neyse ki
köprüye bakınıyormuşuz meğer köprüdeymişken
sinyali zayıfladı hırıltılıydı sesi komplimanik dedi atılıp

bir tam bir bölü iki

iki hamam böceği ezmiş bana yetişecek diye ve
menekşe severmiş annesi kızarmış ekmek varsa kahvaltıda
halbuki ben fesleğen severim Theodor!
çamaşır sererim ipe mandalsız ki ip atlar mısır patlatırım aynı anda
seninse işerken schubert'in 8'i büzüşüyor dudaklarında
bilakis Theodor bilakis öyle titriyorum ki valla felaket
bence adam dediğin ayakta içer ve suyun dibini görür bir bakışta
filhakika düşelim beraber şuracıktan suya kuytuya uykuya kuyuya 
karamanamaman kahramanım ol Theodor! ya sev ya terk et beni
beni olmayan şehirler atlasına rast makamı bir bakış bak
ilk kuleden at beni katlayıp düşmeden tut beni atlayıp
Theodor! 
sen kötü adamısın bu hikayenin adını anınca kaşınıyor yaram
üç üç heceler tek tek sekerim tutsan elimden a la arabesk
hasılıkelam fransızca binerim tramvaya uyutursan koynunda
dahası ispanyolca yalarım acılarını unutursan sırtını döndüğünde
ayakta bile işerim ulan annenden bahsetmezsen!
son 
theodor bir siktir git
Janset Karavin
9 ocak pazar

merasim

di'li geçmiş limon yalamış kamaşık zaman gölgelerinde tahta minare derler burası
burada gelir nevresime asılan aile babası kösteklinin cüzdanı imana
tik tak tiktik tak
burada gerilir kadınlık saksıarası naylon ipte tek çivi
tak tuk taktak tuk
nah tam burada çakar selamı iki cihanın yedibelası topuk vurup çalımına

çünkü
burada çeker göndere sancağı Cavidan her gün ikindisi
ki hazırolda okunur işbu sivil şiirin son dizesi
o sancak ki mis pak Hacı Şakir kokusu kızıldır bıyık kırdıran dantelası
o sancak ki Ölü Ali bile aşka getiresi kızıldır yürek söker güllü dallı kenar işi
küt küt kürttürk küt
ve hazırolda okunur işbu sivil şiirin son dizesi

şim'di ki zamandır bizatihi zaman Cavidan'ın cenaze Zeliş'in tahta çıkışı merasimi
tek imam bulunamamıştırsa da hatun kişi niyetine kıbleye döner
kimsenin aklının ucu değmemiştir nasıl bilirdiniz diye cemaate kim sorar
zira Ölü Ali minaregölgesinde adamdan büyüktür bıyığının gölgesi der
ve ekler

''bir Cavidan dünyaya bedeldir ama Cavidan bir daha dünyaya nah gelir!''

) Zeliş nasıl tahta çıkar Tahta Minare'de nakledeyim derdim, yalanım varsa namerdim efsane değil, bilakis hakikattir; çıkart Pamuk'u kökünden kulağının ki dikkat kesil:
dikkat!
rahat!
haz'rol!
kravat gevşet!
şan şöhret don lastiği dom!
merasimde Zeliş
üç saat yüzüstü
yedi saat sırtüstü
donsuz yatarak ölüüstü
hakkıyla devraldı sancağı
namı kefereye yürüsün

mezarda ayaküstü
üç kez ve dört yana döne döne bağırdı
''elemtere fiş kem gözlere şiş!''
üç damlayı dört kere hoplaya zıplaya işedi
helal olsun helal olsun helal olsun

Zeliş
ve çıktı tahta Tahta Minare'de
düğün dernek kırk gün kırk gece

Cavidan
okutuldu üfletildi helvası mevlitinde
kırkı çıksın için kırk birinci gece

(öncesi bugün arkası yarın içinde, insan kabuk karpuz altında, sürsün hikayat yahut sen de rivayet, ki üfürelim dağılsın esrar perdesi; Cavidan Baba Hazretleri Türbe-i Şerifi duvarına hangi münasebetsiz esrar tekkesi müdavimi yazmıştır: ''Dertli gönüllere giren, işte benim Yankee Gülen''

tubi kontünyot or nat tubi Don Kişot.

Janset Karavin
'merasim'
''miş'li şim'di'lik zamanlıkta lisedeki edebiyat öğretmenim Fahire Hanım'a ithafen: Mezarınız vasıtasıyla müfredata işeyeceğim gün vesilesiyle direniyorum ölmeye.''

12 ağustos çarşamba - harbiye
yanılmıyorsam 2008

n'olur gerçeği söyleyin doktor, yaşayacak mıyım?

 
 bu şehir benden gitti, sense fal kapamış tek heykeldin meydanımda
netekim inkılap tarihi kitabı yazılmamıştı da biz mi yazmadık
bilakis atamızın ortanca çocuklarıyız; sevişemedik, ''tahkir ve tezyif ettik''
ama benim aksime sen, benden mordun müstakil ve fakat emekli bir gökkuşağında
 
Janset Karavin
11 aralık 2010, Kadıköyü

tamam tamam sustum.

şşt!
ilk harfisin gölgemin ki mim dahi soğuk ve de
delik deşik yağmurlar hükmederler ve de -lar kıpkısa gecelar bu şehre
kuyruksuz uçurtmalar peşinde de senin hiç umurunda da dada
köprüyü fenersiz geçmeye teşne
tramvay askıntısı eksik Üsküdarlı bir piçle
kafa tutarak Schubert'in Bitmemiş Bitmeyecek Sekizine
rakımı paylaştım balıklarla ıslıklar eşliğinde, de, de ve de
yankısı kaldı Tünel'de de de de ve yahut da tut ki sokakta bir lamba
altında tek bacaklı bir tazı
hoşt!
kaç kaç tavşan kaç, tazı tut, tut ki karakış peşinde ve sen de

sessiz harfler seçiyormuşsun susarken sağır iplerin
in nin inni
susuşun yuvarlanmaya sakın Galip Dede'nin avlusunda
var hakeza kapıda birikmiş çifte terli atletlerin,
in inni ninni
sırtlarında kulağı eğri tavşanlar -ler esmer, sarışın, kumraller var
hafif meşrep makyajlı bir çift Kundera düşerken aydan
tıpkısının aynısı sanki Cyrano
sen tek kişilik uyu tecavüzünü üç kişilik nevresime
bir martı gör düşünde üç kanatlı şiirlerden katlasın kağıttan uçaklar

Janset Karavin 4 Aralık
Kadıköyü

bilmem kaçıncı

-birinci-
vapur düdüğünü boynuna asmış
eskici dede denizi arıyormuş dediler mazide
geçmiş gün lakin yanıltmıyorsa beni hafızam
salyangozların yüzdüğü görülmüş olsa keşke

-bir buçuğuncu-
zaman inceliklere 'darkenar' dil nakışıymış
heykelleri dikilenler başka heykeli dikenler başka
korkma gölgen o ipsiz senin lakin burnu pek muazzam
bu yağlı urganı yok ki illa makasla keseceğiz diye bir kaide

-sıfırıncı-
taşın kızarmaz yüzü ama yıldızlar da utanırmış
tükürdüğüm yıldızları tek tek topla dilinde
rast gelirse muhayyerkürdî kızılı olsun dudağım
hey gidi; gel de şeytan uçurtması yapma bu aşka

Janset Karavin
13 Kasım Kumbaracı

yani

yani
kürtaj masasında orospuyuz
hepimiz
en az senin kadar Yeliz
âlemi yok
sokakta jenerikle akmanın
ve kısa metraj göz süzmenin
diyorum yani
manası yok
beraber uyumanın
ve başroldeki kadının
yani
saçlarımı açınca
“Pangaltı'ya benziyorsun” …muşsam
suçlu ya anam ya babam

3 Nisan 07 bomonti


Doğmasız ve Ölmesiz 2.Sayı (Nisan 2008)

aynalı orospular sendikası

düzün tersinde bir eğik minare sarısıdır bacakarası
ağır işçi damgalı sicilini tükürebilse ve hele ekmek karneliyse yeni vesikası
koşar elbet koridor cücesi ''sağdan sola okurum aşkı'' diye bağırıp da
hiç aldırır mı başkent Haydarpaşa'ymış yahut kar küfü ve sidik kokarmış üstü başı
peki ya bilmez mi fazla sola gitse düşebilir sağa ki insan takvimi otuzbir taneli tespihtir
İngilizce ürüyen itler kuyruğunda otlu peynir kokusudur memleketlisi
demem o ki bilirdir olsundur tüysüzdür ve masumdur kesik başı
sade Osmanlıca bakanlar hamamda bitti sanırlar istiklal harbi
tahtaya çakılı çiviyi eme eme pireli yorgana sarılıptır aşk nihayet
ve hem kürdilhicazkar kurulu aksak saat tik tak tik çivide asılıptır halbuki
hem de tek kasıkkasığayken üniformalıdır aynalı orospular sendikası sen sağ ben sol selamet

'isimli isimsiz tüm politik katledilmişlere'

Janset Karavin
otuz bir mayıs, Çıksalın

tevatür

 
bir çeyrek

Ömer Hayam'da aldık kaşlarımızı biz dayadık yokuş yukarı
emniyetten aşağı sürmeli bakma boşa bize babamızdan kalmadı
han hamam dükkan kirası ki saksımızdaki menekşenin moru ondandır
ondandır evlatlıktan istifamız tek celsede ve kasıklarımızdaki sancı da
anamızınkine benzer ve ölüptür diriliptir ölüp ölüp diriliptir aşktandır

bir buçuk

feilla devlet şairleri toplu fotoğraflarda göbek katlarken götoturu
kıtalararası bıyıklarıyla gıdıklarlar lar ler lar civanperverane Ulubatlı Hasan'ı
biz çalar oynarız güvercinlerinse gök varsın yedi kat dalgalansın sancakları deyip de
biz emziririz Şişli Terakki'nin adı öksüz süssüz süz süs süz cenaze cambazı civanlarını
biz sıyırırız eteğimizi vatan sağolsun deyip de kabarsa bile hesap veresiye defterinde
biz parakendeciyiz paşam belalımız Eyüp'te ıslık çalar pazarlığa götürü

Janset Karavin
'tevatür'
ocak 2006 - pangaltı 
Berfin Bahar Sayı 137

nefsi müdafaa

 
yek
kartviziti
vizitesi üç paralık sahiciliğine
karalaçonun sırıtışı zımbalı cigarasından iliklediğidir
taze ekmektir alınteri Gezi Parkı'nda
harbi diyorum Piçkarası Neco hayran onun çarka çıkışına
kom'serim allah seni inandırsın göğü öğüten o değildir
suçsuzdur masum değilse bile

yemin billah emeği nakış masalı abi
kendini uyuyan saten nevresim kuşanmış ekmek teknesinde
kenar işi el dil delik ve göz nurudur
memnun kalmış müşterilerin umumi hela duvarında domalttıkları cebi
ki çıplak kaldırım giyiniği Harbiye'de yaptı askerliği
pencere güzeli yağmurunda öküze adama puta güneşe kitaba tapan gördü
velhasıl iğne batığı mıydı neydi siktirnamesi
anam avradım olsun tavana serili seccadesi kom'serim

se
ben akıl verdim diyerekten
Zeliş durma sür güzel işçi kadın rengi ojeni
örgütle gacıları aşırı dozdan yalasınlar diye transit geçerken rüzgarı Büyük Bayram'dan
ve üç çiçek açsın mor kavgan
Domalıptır Bandosu gümbür kambur enternasyonali çalsın
mızıka başı pedikürlü kurtuluş için Kurtuluş'tan
hamilikart yakinimdir mikrofonda dehleyerekten filaşlara
hususi diş tabibinin diplomasını cilalayan
fuar arası çift kaşarlı sabah siporu müdavimi otururken
velhasıl kom'serim şerefsizim tık başı ner'den baksan üç sent eder
duble ve duble ve ve duble ve hakkıdır örgütlü aşka tapan Zelişlerin Cihangir'de oturmak
nokta dom!

Janset Karavin
'nefsi müdafaa' 15 nisan çarşamba Feriköyü
Kadıköy Underground Poetix Sayı 4

birdirbir

bir

elini korkak alıştırma Zeliş aldırma laf olurmuş çek mezuniyet sürmeni gecekarası inadına

netekim sen çöp adam da çizemezsin ve gözlerini de yumarsın deniz görünce düşünüp ‘bir’gün olta ucunda ölecek balıkları

hem bilir misin cadde bir kırmızıya bir maviye boyanıp soyundukça kaç taksittir ki namus kredi kartına

milli güvenlik meselesidir demedim mi ben sana her cuma silikonların ve bakkalın veresiye defteri


dir

karaköy köprüsünde güneş açabilir şiir’dir’ bu hemen gözlerini devirme kendin çizeceksin kendi haritanı

tarih bitti marlen dietrich öldüğü gün ve sakız çiğnemenin fenomenolojik epsitemolojisinde Husserl zürück zu den dinge diye yazdı son satırı

kutsal şaşı karşı çıkmışsa bile buna kaç adımdır Zeliş senin kaldırıma satılık manşetli gazetelerin üçüncü sayfaları


bir

kafa kâğıdının rengi ehemmiyetsiz ama kimse  bağırmaz hepimiz Zeliş'iz diye sokaklara dökülüp

kendini kandırma kuklacı bana Türkân Şoray kirpiği vermiş diye ‘bir’ zaman bu yalana biz senden çok inandık


Janset Karavin
'birdirbir'
mayıs, balat
Yeniyazı Sayı 2

şiirimizin Cavidan

şiirimizde paşam uyaklar dizelere diklemesinedir
kesildiğimiz civan uzanıp parmak uçlarında değsin için yıldızlara
şüphesiz rakımız masaya giyinik gelir amma velakin muhabbetimiz müstehcendir
alınteridir şıpır şıpır işporta işidir dört çıkışmaz belki ama iki tekerdir damı göklere
kalem ucu sivriltir sapında ah minel aşk hakkedilmiş kelebek çakısıdır
aşk habbesi balık dişi arnavut kamçı otuz üç kere tövbeliyse nişanesi hak edene
yemin kasem namazsız niyazsız çakalıslatandır şiirimiz ekin iti kuyruğu kıstırır
ve evelallah ağam paşam şiirimizde denizler ırmaklara dökülebilir kusur görene
ki en nihayet diyelim öyle biline şiirimizin Tahta Minareli Cavidan hükümet gibi
karıdır

ah Cavidan vah elinden malum akıbetim
'Ma Hüdaye alem, adem yaftim'

ve illa
minare gölgesinde derisi yüzülüptür kırk bir kere mürendir zülfünün lülesi uzaktan
koklayana
adam mı derler be hey teres cilayı çekip narayı çakıp onun aşkına pervane olup
yanmayana

feilla
şehriefsuninin çocuğudur şiirimiz ve bilakis süssüzdür Cavidan bahis mevzuu olunca
zira gecekondu da bitti maşallahtır isimsizdir imtihan kağıdı parasız yatılı mektep
okuyunca

selametle

Janset Karavin
'şiirimizin Cavidan'
17 temmuz tahta minare - fener

sünnetlik hatırası

Zeliş fotoğrafına bakıp ve eğip dik boynunu iktidara omzundan öptü kendini bir ikindi
çıplak briketli katoturu hısımlıklar bulutlara batar semtte saç boyamak örgütlenmekti
ve hiç duvar saati yoktu Ayhan Işık Sokak'ta pireler berber iken günlerden ekimdi
kenar oyası tığ işi çenealtı bağ problematiği aylak bakkallara dert memlekette erkeklik
ayakta işemekti

savuracaksın elbet kızıl saçlarını konsolosluğun önü sıra sekerken Übermensch de
pipiliydi
bileceksin ki asıl mesele olmak ya da olmamak değil öpüşmek ya da öptürmekti
üç ayaklı kedi titretirken kuyruğunu komşu pisuvarda tesadüf benim favori
oyuncağım da diyeceksin pilliydi

elbet sen de seveceksin sinemayı ve dedenin ak sakalını unutmayacaksın erkekliğin
yüzde kaçı kaçmaktı
hatırla Zeliş illaki erken biten günlerin mahalle maçlarında kaleyi beklerken
çiğnediğin Mabel sakızdı
aşıktın fenni sünnetçiye develer tellal iken ve davetiyen yastığının altında serili işin
gücün kurtuluşu beklemekti

Janset Karavin
'sünnetlik hatırası'
‘16 temmuz beyoğlusu’

"İnsanlar, içinde bulundukları durumlar için her zaman şartları suçluyorlar, ben
şartlara inanmıyorum, bu dünyada ileri gidenler ayağa kalkıp arzu ettikleri şartları
arayanlar, bulamazlarsa o şartları oluşturanlardır." Bernard Shaw

inanamıyorum

kahkahalar atan kedi yavruları kovalıyor geceleri düşlerimi
diyorum ki misal
ben bu asansöre inanıyorum fakat o
aşağı çıkıyor çıkıyor çıkıyor
anlamıyorum
zaman mesela bir tek karaysa işliyor
tik tak tik tak tak takılıp kalıveriyor
içimden tramvay geçince sonra
bir de merdiven var
ona da inanıyorum ama o
çıktıkça iniyor indikçe çıkıyor
biliyorum gözlerinden hala deniz kokusu yükseliyor
gel gör dört yanım görünmez duvarlar kesiliveriyor
kalbimi söküp gömdüğüm sahnede
ölsem diyorum vursa biri beni yaklaşıp bir altıpatlarla misal
her gün faili meçhule çıkıyorum demem o ki
yeterince cesur değilim
halatım var
iskemlem de
omzum dudağını hatırlıyor
olmuyor

gelip iskemleyi tekmeler misin lütfen
?

sevişkereintihar

hepsinden evveldi sokak tabelaları silindi bir bir
sakar bir kuş bulutun tekine çarptı
sonra Mualla soyundu Renkli Rüyalar Oteli'nde bir ikindi vakti
tütünsüzlük telaşı sarısı badem bıyıklının biri devrimi yürüttü
serbest teşebbüs piyasa anayasa falan derken unuttuk hepimiz
o esnada habire soyundu hababam soyundu Mualla
nihayet Ali seni yüzünde bir sokak köpeği sırıttı
sonra kuyruğuna takıp salladı salladı salladı
ta yıldızlara fırlattı ihtimal hepberaber hayattan firar ederiz
taş kesildi kâğıttan gemilerimiz battı ve biz titredik tir tir  
iki bayram arası üç çiçek açan çocuklardık biz
ihtimal sevişkereintihar hiç bir olur muydu
tören başı topukçala sağol sağol sağolcularla
nasılsın sivil
Mualla Mualla Mualla
netekim biz hayatın soluna dizildik
ve
düzüldük
vatan sololsun

Janset Karavin
Kadıköyü 15 eylül iki bin on

otoparanoyamatiktravma'tiktak

beni şairlikle zincirlediği vakitler
ki o vakitler hep öğleden sonradır muhakkak
başka kadınlara şiirler yazan şairler
ve
söze "arkadaşım" diye başlamayı seven
titrek ışıklı sokak lambalarına âşık
umarım sadece birkaç kadından biri olan ben
şimdi merdivenlerde oturmuşsam
yanıyorsa yanıbaşımda ıslak bir mum
ve alkolikse yan komşum
öylesine kâğıtlara alelacele karalanıp
cüzdana sıkıştırılmış telefon numaraları
uçuyorsa uzun kulaklı kedilerle beraber
üstelik yağmur sıkıntısı da var ise ve
okulda öğretilmiyorsa herşey aslında
aslına bakarsan
bir sigara daha yakıp
üçer beşer inerken basamakları
yasaksa bile bir bira daha içer
kusaradımaldatılmışaldatılabilecekaldatılası ve
aldatılacak kadınlar müzesine
 
bir yıldız daha çakmak geçer içimden ağlayarak omuzunda ve bu dizeyi boyum kadar uzun olsun diye saçma sapan kelimelerle doldurmak isteğimin sebebini sevişmeyeceğim çıplak bir erkeğe uzandığı yatakta sorarak sessizliğine içimden şen kahkahalarla gülmek ve biraz daha içip hatta belki de sırf birilerinden şüphelenesin diye bir de cigara sarıp uçaradım

aldatılmamışaldatılamayabilecekaldatılmayası ve
aldatılmayacak erkekler anıtına
çelenk bırakmak ve hatıra defterine sepet sepet yumurta diye başlayan o aptalca notu iliştirmek geçer içimden çırılçıplak fotoğrafımın yanına ama 
vazgeçerim birazdan diye diye kendime

susansusabilensusmayıöğrenen ve
susacak kadınlar mezarlığına
gömerim hem kendimi hem de mezarımı kazdığım küreği
fakat gene de
bir dut yahut bira ağacı filizlenebilir göğsümden
sırf sen seversin ve ben de seni diye
ki utanç duyulacak kadar berbat bu şiiri de
sırf bu sebepten yazdığımdan
eteğimi kaldıramam ışıkları söndürmemişsen
,,,

Janset Karavin
4 eylül 2010
Kadıköyü

merdiven

dedi ki ya da dada ki
merdiven
ey su üstünde sanki
taşa yürürbasar insan
bir kedikara tırmansın için
son basamağa çıkmaya
ve
kendine bakmaya korkarsın
inatçısın madem
bari gözlerin sürmeli olsun
ve
güzel bacakların
ki
eteğini kaldırınca hem
ruhun gözükmesin
hem de artık ölmeliyim diyebilen korkak bir şairin cesaretini yonttuğu şişenin dibini kırarak kestiği bileğindeki intihar notu ve hiç takmadığı kravatı cebindeyse de hiç sevişmeden onunla çocuklarına gebe kalabilesin
,

"Biz ona inandık Emma'yla, çünkü o taştı."


Janset Karavin

24.06.2010
Kadıköyü

ıslak sokak köpeklerinin ısırdığı düşüm

'bir'

kahverengi tüyleri, ay ışığında yoluk ıslak sokak köpeklerinin ruhları

darbe ve telefon jetonu görmemiş mesnetsiz bir sevinçle yarışarak suda
gelip, sarıp çevremi endişeli bakışlarıyla sallanırken kuyrukları
dediler ki hep bir ağızdan bana: seni gördük, çıplaktın uykumuzda

minareler deliyordu göğü evvel, sonra onları geçti cam kuleler

yağmurda kurudu denizler ve çaldı gitti Galata Kulesi'ni sırtlanarak bir karınca
gel zaman git zaman asfaltları ve afili rezidansları örttü çöller
gerçi toplandı insanlar ardında, sen: "Ve ülkıyes seharatü sacidın,"* diye bağırınca

'bir buçuk'


ancak haykırarak sordular sana gene de insancıklar;


suda balıklar var

kimisi görsen ne de dost canlısı
fakat bazısı devcileyin, keskin dişleriyle canavar
korkmayın, dedin kollarınla bedenini sararak, hepsi onun ordusu

iyi ama, dediler ya soluduğumuz havadaki kuşlar

elbet kafeslere layık güzel ötüşlüsü
lakin bazısı keskin gagalı, ciğer söker pençesi
endişelenmeyin, dedin dudaklarını oynatmadan, hepsi onun sözünü dinler

'üç çeyrek'


dedim ki onlara:

söyleyin bileyim, cezam nedir;
ben,
onu giyindim, giydirildiğim bu tenin altına; o benim giysimdir,
odur benim saatim, mevsimim ve onun zamanı duvara asılamayandır,,
ne mülküm ben, ne de mülk sahibi; o, benim evrenim ve evren benim içimdedir,,,
suçsa bu,
sıvası fakir işi yer döşeğini aşka seccade etmek yani; aşkın secdesidir.


Janset Karavin

1 aralık beylikdüzü

* "Ve büyücüler secdeye kapandılar." Araf, 120